Kişisel Gelişim Makaleleri

Sizde mi melektiniz?

Bingo!… Siz aslında bir Melek’siniz. Endişelenmeyin, zaten sizin başka yaşamlarınız olmadı. Siz aslında dünyayı ve insanları yargılıyordunuz. Tanrı’da “Bir gidin görün bakalım, o kadar kolay mı!” diyerek sizi buraya gönderdi. Nasıl olsa öldükten sonra da O’nun yanına dönüp “Haklıymışsın Tanrım! İnsan olmak gerçekten çok zormuş!” diyecek ve asli görevinize geri döneceksiniz. Ben yıllardır yanlış öğrenmişim. Meğer ne kadar kolaymış. Size bir melek uyumlaması, amigdalanıza damardan bir melek kodlaması “içimdeki meleği kabul ediyorum” yazıyorum. 21 gün sabah, akşam tekrar ederseniz hiçbir sorununuz kalmayacak. Artık Tanrı tarafından cezalandırılmak amacıyla dünyaya düşmüş bir melek olduğunuzu bilerek, keyifle yaşamaya devam edebilirsiniz.

Uçan Kuşun Hikayesi

Sevgili dostlar, Birçok spiritüel öğretinin en çok üstünde durduğu konu, insanın kendini sahip olduklarıyla sınırlamasıdır. İnsanlar ne yazık ki kendilerini ve başkalarını çoğunlukla sahip olduklarıyla değerlendiriyor ve bu yaşamlarındaki değerlerini daha iyi arabayla, daha büyük bir evle, daha fazla dostla yükseltebileceklerine inanıyor. Hatta birçok insan bu dünyanın fiziksel şartlarının içinde adeta hapsedilmiş olduğuna inanmakta. Oysa […]

Zamanı geldiğinde kayığı terk edebilmek

Kayık tüm zamanlarda en çok kullanılan sembollerden birisi olmuştur. Mesela eski Mısır papirüslerindeki kayıktaki kuş tasviri ölümü, fiziksel dünyadaki bedeni terk edişi simgeler.

Gidişiyle bir hareketi gösteren kayık, her şeyden önce, yolculuğun, belli bir hedefe doğru yol almanın, taşınmanın sembolüdür. Kayık daha çok bireysel yolculuğu simgeler.

Ne zaman sorunlu bir işin, sorunlu bir evliliğin sonlandığını, mevcut sorunlardan uzaklaşmak için kalıcı şehir veya ülke değişikliği yapıldığı haberini alsam hemen Hint mitolojisindeki kayığın terk edilmesi hikayesi gelir aklıma. Hint mitolojisine göre, “Tirthankaralar’ın karşı kıyıya geçirdiği ölülerden bazıları karşı kıyıya geçtikten sonra da kayığı bir türlü terk etmek istemezler, yollarına, kayığı sırtlarına alarak devam etmek isterlermiş.

2012’de Işık devrine geçiş yapıyor muyuz?

21 Aralık 2012 tarihi yaklaştıkça bu konuyla ilgilenenleri bir telaş aldı. Hem dünyada, hem de ülkemizde 21 Aralık gününden maksimum ticari faydayı nasıl sağlarız düşüncesiyle bir sürü etkinlik oluşturulmuş durumda. Yucatan-Mexico da değil otel odası, parkta yatacak bank bulmak mucizelere kalmış durumda. Türkiye?de de durum farklı değil. Enerjisi yüksek diye bilinen dağlar, adalar ve benzeri yerler spiritüel etkinliklerle doldurulmaya çalışılıyor. Sanırsınız o gün gerçekten olağandışı bir şey yaşanacak ve bu kişilerin yanında olmak çok büyük bir şans. Sizi ancak onlar kurtarır. O gün tüm dünyada ?toplu meditasyon? ve ?birlikte yeni bilince hazırlanmak? gibi deneyimler yaşanacak. ?Yanımızda olursanız güvende olursunuz!?, ?Gelin sizi yeniçağa insiye edelim, birlikte foton kuşağını karşılayalım? sloganları da bu yüzden almış yürümüş durumda.

Bebeklerin anne karnındaki yolculukları hakkında ne kadar doğru bilgiye sahibiz

Bebeklerin anne karnındaki süreci nasıl yaşadıkları hakkında yazılan yüzlerce tıbbi kitap var. Ancak hemen hiçbiri bu sürecin spiritüel kısmına değinmiyor. Hatta neredeyse bebeğin ruhsal ve duygusal gelişimini yok sayıyor. Örneğin 16. haftadan itibaren çocuğun anne karnında ışığa duyarlı olduğunu, yirminci haftada konuşmalara tepki vermeye başlayacağını, yirmi beşinci haftada müzik sesine tekmeyle cevap verdiğini biliyor olabilirsiniz. Ancak altıncı aydan itibaren annenin duygularındaki değişimi anladığını belli edebildiğini biliyor musunuz? Ya da annesinin duygularının, asabiyetinin bebeği derinden etkilediğini ve karı- koca arasındaki ilişkinin bebeğin tüm yaşamını değiştirebilecek bir güce sahip olduğunu?

Kayıp Ruhlar, Davetsiz Enerjiler ve Ruhsal Eklentiler

Ruhsal Enerji Nedir?
Ruhsal enerjimizin en önemli amacı tekamül etmek. Dolayısıyla ölümden sonraki sürecin en doğru işleyişi ışığa doğru yolculuk, yani ruhsal aleme geçmek. Kuran?da Münker ve Nekir olarak adı geçen meleklerin bizi kabir aleminde karşılayarak ışığa olan yolculuğumuza eşlik edeceklerini belirtiyor. Ayrıca bu süreç hakkında halen yaşamda olan insanların, ölüme yakın deneyimlerini anlattıkları yüzlerce kitap bulunmakta. Bu konuda yazılan tüm kitaplar göstermekte ki, ruhun bedeni terk ettiği andan itibaren başlaması gereken bir ruhsal alem yolculuğu var.
?Beden, can çocuğuna gebedir. Bir ömür boyu onu vücut rahminde taşır, besler; ölüm rûhun bir başka âleme doğması hâdisesinin sancılarıdır? diyor Mevlana.

Sezaryen mi yoksa normal doğum mu?

Damla Çeliktaban geçenlerde Habertürk gazetesindeki köşesinde yazdığı yazıda normal doğumla ilgili bir araştırmaya yer vermişti. Ne zamandır değinmek istediğim konuda neden bir şeyler yazmadığımı bu köşe yazısı önüme gelince anladım ve kendi kendime gülümsedim.
Doğum konusunu araştıran birçok uzman var. Doğum anının çocukta ve annede yarattığı ruhsal, fiziksel ve zihinsel travmalar üzerine sayısız yayın var, birçoğu da yolda. Yale Üniversitesinin yayınladığı araştırma doğumun çocuk üzerinde bıraktığı izlere odaklananlardan sadece biri. Bu araştırmanın sonuçlarına göre vajinal doğum sırasında salgılanan UPC2 adlı kimyasal, beyin gelişiminde önemli rol oynuyor. UPC2, stres anında salgılanan ve ?insanın zor koşulları atlatmasını? mümkün kılan bir protein.
Bebek anne rahminde başlayan kasılmalar, itilmeler ve doğum boyunca süren çabası sırasında bolca bu proteinden salgılıyor. UPC2 ?beyin hasarından koruyan serbest radikalleri? ve hipokampüsteki yeni bağlantıları destekliyor, ayrıca anne sütüyle birleştiğinde koruyucu etkisi de artıyor.

Eşcinsellik bir hastalık mıdır ve ruhun cinsiyeti var mıdır

2010 yılının Mart ayında, TPD ve CETAD?ın ortak basın açıklamasında, ?Eşcinsellik biseksüellik ve heteroseksüellik gibi insanda tanımlanan üç yönelimden biridir. Her şeyden önce bir hastalık değil, yönelim farklılığıdır. Eşcinselliğin bir hastalık olduğu yaklaşımı 40 yıl önce terk edilmiş ve psikiyatrik hastalık tanı listelerinden çıkarılmıştır? deniyordu.
Türkiye Psikiyatri Derneği’nin internet sitesinde yapılan bu basın açıklamasına karşı, İnsani Değerler ve Ruh Sağlığı Vakfı Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Vakıf adına yaptığı açıklamada şu görüşleri bildirdi:
?Eşcinsellik insanda doğal olarak var olan bir yönelim değildir. Sosyal öğrenme ile ve yanlış eğitimle gelişmiş bir durumdur. Biyolojik doğaya uymayan bir sapmadır. Heteroseksüelliğin geni vardır ancak eşcinselliğin geni yoktur. Homofobi yani eşcinselleri aşağılamak doğru değildir. Bu tercihte olan insanlara saygı gösterilmeli, ancak gerek görülürse ?onaylanmadığı? da belirtilmelidir.?

İlişkilerde Birlikte Büyümek – 2

Özellikle evliliklerde sorunların başladığı yerlerden biri eşlerin ilişkilerine kendi ailelerinden taşıdıkları alışkanlıklarıdır. Aşık olduğunuzda yaşamınıza aldığınız sadece bir erkek veya kadın değildir; sevdiğiniz insan hayatınıza tüm ailesiyle girer. Örneğin kendi ailesinde ebeveyn sorumluluğunu taşımaya alışmış bir erkek evlenince, ailesinden alamadığı sevgiyi eşinden alabilmek için ?çocuk?laşabilir. Doğal olarak ta eşler arasındaki denge bozulabilir. Dengeyi sağlamanın yolu ancak kişinin kendi ailesinde ?çocuk? olduğunu hatırlamasından yani ?küçülmesinden? ve eşiyle olan ilişkisinde de tekrar sorumluluk almaya başlamasından yani ?büyümesinden? geçer.

İlişkilerde Birlikte Büyümek – 1

Bir çocukla yetişkin arasındaki farka baktığımızda ilk dikkati çeken, yaptıklarımızdan duyduğumuz sorumluluk oranıdır. Bir çocuk olarak yaptıklarımız karşısında o masum bakışın ve dudak büzmesinin arkasına saklanabiliyorken, bir yetişkin olarak her zaman çevremizdeki her şeye karşı daha fazla sorumluluk taşırız. Büyümek için sorumsuzluk duygusu ile başkalarının bakımına muhtaç olduğumuz duygusundan vazgeçmemiz gerekir.
Ebeveynle çocuk arasındaki ilişkide doğal bir dengesizlik vardır. Çocuk ebeveyninden alır, ebeveynde çocuğa verir. Çiftler arasındaki ilişki ise dengeli olmak zorundadır. Karşılıklı bir alışveriş vardır ve her iki taraf da hem alan hem veren rollerini mümkün olduğunca eşit olarak oynarlar.