Hakkımda

HumanİST Akademi

Akademimize ismini veren Hümanist Psikoloji, varoluşçu felsefe akımının görüşlerini benimseyen çağdaş bir psikoloji akımıdır. Bu yaklaşımın çağdaş temsilcilerinden öne çıkanlar Rogers ve Maslow dur. Hümanist Psikoloji, özellikle insanı ele alış açısından öteki ekollerden oldukça ayrılır. Bu yaklaşıma göre insan kendine göre bir değerdir, belli bir toplum düzeninin ya da iş örgütünün aracı haline getirilmemelidir. İnsan kendisinden, davranışlarından, oluşturacağı kimliğinden kendisi sorumludur. Hayatı kendisi için yaşamaya değer, anlamlı bir hale getirmek kişinin kendi elindedir.

İnsanın hiçbir yaşantısı tekrar etmez. Dolayısıyla geçmiş ya da gelecek değil, içinde yaşanılan an önemlidir. Dikkatinizi tam ve yoğun bir biçimde Şimdi?de tutarken, doğunun deyimiyle düşünce-sizlik aleminin derinliklerine dalarken, saf bilinç halini, yani, var olduğunuzu hissedebilirsiniz. Zihin, kontrolü elinde tutabilmek için, sürekli olarak şimdiki an?ı geçmiş ve gelecekle örtmeye çalışır. Böylece var?lığın sonsuz yaratıcı potansiyeli zaman tarafından örtülürken, insanın gerçek doğası da zihin (Ego) tarafından örtülür. İnsanı anlamak için onun iç yapısını bilmek gerekir.

Hümanist Psikoloji, içerisinde benlik kavramı, kendini gerçekleştirme gibi konular öne çıkmaktadır.
Benlik kavramı; bireyin kendini algılayışı, güçlü ve zayıf yönler ve değer sistemleri ile ilgilidir.
Aşağıdaki temel sorular benlik kavramı içerisinde yer almaktadır.
* Ben kimim?
* Benim için değerli olanlar nelerdir?
* Ben neleri yapabilirim?
* Ne istiyorum?

Benlik kavramı, bireyin yaşantıları sonucunda gelişmekte ve değişmektedir. Bireyin benlik algısıyla yaşantısı arasındaki fark büyükse mutsuzluk o derece artacaktır. Eğer bireyin benlik algısı ile yaşantısı arasında yüksek bir ilişki bulunuyorsa bu bireyin mutlu olmasını sağlayacaktır.

Kendini gerçekleştirme, bireyi bir bütün olarak ele alan ve özellikle normal bireyin gelişimini inceleyen “Hümanist Psikoloji” akımının geliştirdiği bir kavramdır.

Kendini gerçekleştirmekte olan bireyin taşıdığı özelliklerden bazıları şöylece özetlenebilir;

– Kendini gerçekleştirmekte olan birey daha yeterli bir kişiliğe sahiptir; daha verimlidir.
– Kim olduğunu gerçekçi bir gözle algıladığı gibi kim olabileceği hakkında daha tutarlı bir görüşe sahiptir.
– Kendini gerçekleştirmekte olan birey, hem kendisi ve hem de başkaları hakkında iyi düşüncelere sahiptir; insani değerlere saygı duyar; onları benimser ve geliştirir.
– Kendini gerçekleştirmekte olan birey zamanını iyi kullanır; geçmişten daha çok geleceğe dönüktür; yaratıcıdır.
– Kendine saygı duyar ve kendini olduğu gibi kabul eder; duygularını açığa vurmaktan kaçınmaz.
– Kendini gerçekleştirmekte olan birey değişmeye ve yeni yaşantılara açıktır.
– Kendini, değişmekte olan bu gerçek dünyanın yine değişmekte olan bir parçası gibi görür.

Kendini gerçekleştirme, birey için yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Her bireyin belirli bir dönemde belirli bir gerçekleşme düzeyi vardır.

Doğduğumuzda hepimiz bütünden ayrı olmadığımızı biliyorduk. Yaprağı olduğumuz ağaçla birdik. Damla değil, okyanustuk. Hatta ilk zamanlar evrensel dille iletişim kurduk. Sonra sosyal öğrenme süreçlerinde kalıplara boğulduk, kurallarla yoğrulduk, normal olmayı öğrendik. Önce ailemizden ve yakın çevremizden, sonra eğitim sistemi içinde öğretmenlerimizden. Tek olmayı, yani ‘Ben’ olmayı marifet saydık. Yaşamın ödevinin bireysellik aracılığıyla, bütünselliğe doğru gelişme olduğunu kavrayamadık. Bize öğretilen sözde doğruların, negatif kalıpların esiri olduk, kaldık. Suçluyu hep dışarıda aradık, hep içimizden çok uzakta. Günlük, sıradan maskelerimizi kendimiz sandık.

Toprak, deniz, hava, güneş, kısaca her şey bizden ayrıydı. Ünvanlarla, olanaklarla, malla mülkle süsledik Ben’lerimizi. Paranın, başarının, gücün peşine düştük. Sonra bir baktık ki geride kocaman bir boşluk. Hani ‘Ben’ olunca doyacaktık, bitecekti bu doyumsuzluk. Sonra gerçeği fark ettik yine, yeniden. Ego bir ‘şey’den alınan benlik duygusu olduğundan, daima dışsal ‘şey’lerle özdeşleşmeye gerek duyuyordu. En yaygın ego özdeşleşmeleri mal-mülk, yapılan iş, toplumsal statü, itibar, eğitim, özel yetenekler, ilişkiler, kişisel ve ailesel geçmiş, inanç sistemleri, fiziksel görünüştü. Oysa bunların hiçbiri biz değildi. Tüm bu ‘şey’ler er ya da geç bırakılacaktı.

Mevlânâ, farklı dinlere, milliyetlere sahip olsalar da, insanların bir olduğunu ve insanın her şeyin üstünde bir değeri olduğunu söylemiştir. Bu bakımdan bütün gönül erleri gibi Mevlânâ da insanı önemser ve onu sevmenin ibadet hazzında bir kulluk olduğunu durmadan dinlenmeden haykırır. Modern dünyanın hümanizma dediği insana güzel bakış ile ve insanı onarmak için türettiği NLP ile Mevlânâ‘nın Mesnevî‘sinde anlatılanlar arasında yalnızca bir zaman farkı vardır; 700 yıllık bir zaman.

Hepimiz bir bütünün parçasıyız. Aynı özü içinde taşıyan, farklı bedenlerden ibaretiz sadece. Hepimizin içindeki özler aynı, bilinçdışının farkına varan insan, tüm insansallığı ile temas edebilir. Karşımıza her ne koşulda, ne kılıkta, ne rolde gelirse gelsin hepimizin özde aynı olduğumuzu kabul edince içimizdeki isyan küllenir birden. O zaman yargıladığımızın, suçladığımızın, aşağıladığımız veya küçümsediğimizin, hatta gözümüzde büyütüp kutsallaştırdıklarımızın, tanrılaştırdıklarımızın sıradan aynalarımız olduğunu fark edebiliriz. Kendi bilincimize vardığımız an, hem çocuk hem yetişkin olduğumuzu, hem masum hem suçlu olduğumuzu, hem günahkar hem de aziz olduğumuzu fark edebiliriz. Böylece teknoloji ile gelinen ‘Tek Dünya’ kavramının dünyayı yok etmesinin karşısındaki tek gücün, yeni çağın ‘Tek İnsan’ bütünlüğü olduğunu kavrayabiliriz. Erich Fromm buna ‘Hümanist Rönesans’ diyor. Yani ‘İnsancıl Yeniden Doğuş’.

Mevlânâ, eserlerinde insanın faziletlerinden bahseder. İnsan ancak kendisindeki bu cevheri keşfettiği zaman insan olma vasfını taşır:

“Canının içinde bir can var, o canı ara!
Dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!
A yürüyüp giden sûfî, gücün yeterse ara;
Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara!”
(Rubâîler I, 43)

Hazine zaten içinizde bir yerlerde, kimse zaten sahip olmadığınız bir şeyi size veremez. Bütün eğitmenlerin, danışmanların, hatta ruhsal rehberlerinizin yapabileceği, size kendi kapılarınızı açmanıza yarayacak anahtarlar sağlamaktır. Ama unutmayın, o kapıyı sadece siz açabilirsiniz.
Yolun başı da, sonu da Siz’siniz!…

HumanİST Akademi, insan hayatı / sağlığı ve mutluluğu ile ilgili bu önemli konulardaki gelişmelerin ve yeniliklerin farkındalığı ile kurulmuştur. Çağdaş psikolojik danışmanlık ve yaşam koçluğu kavramlarını bütünleştiren bir anlayışla, danışanlarının geçmişlerine farklı perspektiflerden yaklaşabilme gücünü kazandırmaya çalışırken, bu perspektiflerin ve sebep-sonuç ilişkilerinin gözden geçirilip yeniden ele alınabileceğini, denenebileceğini ve bundan da önemlisi yaşamlarını daha keyifli kılabilecek duygu, düşünce  ve davranışların edinilebileceğini gösteren bir süreçtir.

 “İnsan dışa doğar, içe gelişir.”

Kendimizi severek, kendimizle ilgilenerek, bedenimizin anlatmaya çalıştığı durumlara dikkat ederek, hayatımızı daha iyiye doğru değiştirme yeteneğimizi kullanabiliriz.

HumanİST Akademi‘nin keyifli, rahat ve güvenli ortamında yapılan çalışmalarla, kişilerin geçmişten getirdiği ve daha önce farkında ol(a)madığı, duygu, istek, bakış açısı ve / veya düşüncelerinin bilincine varması süreci geliştirilmekte ve kendilerini daha iyi tanımaları, anlamaları ve geliştirmeleri için yol / yöntemler gösterilmektedir.

Akademimizin kuruluş öyküsünü Kartal ÖZAL‘dan dinleyelim:

“Örgün eğitimin içinde psikoloji ve davranış bilimi alanında alınan lisans, yüksek lisans eğitimlerinin ardından, yıllarca Türkiye’nin ve dünyanın sayılı ilaç firmalarında çeşitli kademelerde yöneticilik yaptım. Bu süreç ve öncesinde, içinde yetiştiğim aile düzeni, yaşamımı belli kalıcı etik değerlerle anlamlandırmama yardımcı oldu. Beni destekleyerek veya engelleyerek yaşam yolculuğumda yolumu bulmamı sağlayan tüm rehberlerime, çocukluk yıllarımda beni dünya edebiyatıyla tanıştıran öğretmenlerime ve öğrenme arzuma, okuduğum tüm kitaplara ve yazarlarına minnet borçluyum. Bunlar eşimi, dostlarımı, işimi titizlikle seçmemde bana yardımcı oldu.”

“Bu arada bir yandan insanın kendi mükemmelliğine olan yolculuğuna yapabileceğim katkıları araştırıyor ve başta çalışma arkadaşlarım olmak üzere, tüm yakınımdaki insanların sahip oldukları potansiyele ulaşmaları konusunda ısrarla çabalıyordum. Son beş yıldır da, bu alanda sahip olduğum birikimi, çok daha gelişmiş bilimsel ve etik anlayışla üretime yansıtmak, psikoloji ile yeni gelişen koçluk kavramları arasında bir köprü oluşturmak amacıyla yola çıktım. Şimdi, bu uzun ve heyecan verici yolda, birlikte yolculuk etmek isteyenlerle yapılacak pek çok güzel işte, kendi içime olan yolculuğumu da sürdürürken, isteyenlerle bilgilerimi paylaşarak ilerlemekteyim.”