Kişisel Gelişim Makaleleri

Kütüphanemin en nadide kitaplarından biridir Bilge Karasu?nun ?Göçmüş Kediler Bahçesi? adlı kitabı. Ali Poyrazoğlu?nun ona 1969 yılında anlattığı bir öyküyü aktarmış bize. Beni çok etkileyen bu hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Adamın biri bir deniz balığı tutmuş günün birinde, o kadar sevmiş ki yanında hep kalsın istemiş. Her gün suyunu tazelermiş, denizden kovayla tuzlu su çekip taşıyarak. Bir süre sonra usanmış deniz suyu taşımaktan, musluk suyunu denemiş. Balık biraz tedirgin olmuş ama alışmış sonunda tatlı suya. Gel zaman git zaman adamın içine merak olmuş, tatlı suya alışan balık havaya da alışır mı diye? Balık önce debelenmiş, sonunda havaya da alışmış. Günlerden bir gün adamın denize gideceği tutmuş, balığı da yanında.

Yeni yıl da kendinizi sevin!…
Hepimiz sonsuz bir hayat yolculuğundayız. Ancak dünyadaki yaşamımız, yani ömür dediğimiz şey, bu sonsuz hayata kıyasla oldukça kısa. Çeşitli konularda deneyimler yaşamak, dersler almak, sevgi kapasitemizi artırmak ve dolayısıyla tekamül edebilmek için geliyoruz dünyaya. Bunun doğru- yanlış zamanı, iyi-kötü şekli yok. Kocaman bir yolcuğun ortasındaki küçücük bir yaşamdayız ve deneyimlerimizi tamamladığımızda ilerleyip yeni ufuklara yelken açacağız.
Peki, bu arada ne kadar geliştirebildik kendimizi? Kalplerimizi koşulsuz bir sevgiyle, aşkla ne kadar yaktık? Ne kadar yandık, kavrulduk henüz yaşarken? Ölmeden ölmeyi ne kadar başardık? Nefsimizi ne kadar kontrol altına alabildik? Ne kadar kanat çırptık aşka, Mevlana?nın söylediği gibi; ?Aşka uçamadıktan sonra kanatlar neye yarar!?

Bugün size Noel geleneğinden bahsetmek istiyorum. Aşağıdaki bazı bilgileri internette sıklıkla bulabilirsiniz. Ama nedense herkes konuya başka bir yerden bakmakta ve sonuç olarak yaklaşık 1700 yıldır Hristiyan dünyasının bir kısmı tarafından benimsenen, 25 aralık tarihinin Hz.İsa?nındoğumu olarak kutlanmasını (Ortodokslar 06 ocak olarak kutlar) Hristiyan bayramı olarak kabul ederler. Oysa Noel geleneği, antik çağlardan beri, Pagan inancında Yule (Işığın Zaferi-Yeniyıl) 20-31 aralık arasında 12 gün boyunca kutlanan, Eski Roma?da ise yine 17-25 aralık tarihleri arasında (Satürn bayramı olarak kutlanan son günü Brumalia) bayramı olarak adlandırılan oldukça eski bir gelenektir. Roma İmparatorluğunda 25 aralık Güneş Tanrısı?nın doğum günü olarak kabul edilirdi. Son invictus (Yenilmez güneş), Işığın karanlığa galip çıkma savaşını anlatırdı.

Tarih 17 Aralık 1273, saat 16:00; gün başka coğrafyalarda doğmak üzere garbı kızıla boyarken, güneş batıyor gibi görünse de nöbeti gereği seyrini tamamlayıp bütün dünyayı aydınlatacaktı. Şems-i Tebrizi?nin aracılığı ve Yüce Allah?ın inayeti ile tüm dünyaya ışık olacak olan Mevlana güneşi de aynı saatlerde batıyor; ama bu gidiş Sevgili?yle buluşmanın kutlu bir habercisi olmakla birlikte, yakın zamanda batmamak üzere tekrar doğacağı müjdesini de veriyordu?
M.Ö.5000 yıllarına ait Mısır kabartmalarında Ney?e bezer bir çalgıyla resmedilen insan şekilleri ve göktürk kabartmalarında rastlanan dönen insan figürleri, Sema ve ney?in tarihinin çok eskilere dayandığını göstermektedir. Mevlana?nın vefatından sonra oğlu Sultan Veled, babasının eserleri ve öğretilerinin yaşanıp yaşatılması için ?Mevlevilik? adıyla bir tarikat kurmuş…

Spiritüellik dediğimiz şey nedir?
Spiritüellik zaman zaman din ile kaıştırılabilen güçlü bir ilkedir. Spiritüellik, yani ruhanilik, sizin Yaratıcı Kaynakla olan teke tek içsel ilişkinizdir.
“Bizler, ruhsal deneyim yaşayan bir insanlar değil; insani deneyim yaşayan ruhlarız.” Biz, spiritüel bir varlık, Yaratıcı Kaynağın ve Gücün bireysel olarak var oluşuyuz, bizim kimliğimiz budur. Ruh her zaman daha büyük bir ifadeye açılan varlıktır ve bizim burada bulunma amacımız, ruhsal bir varlık olarak gelişmek ve büyümektir. Ortalama bireylerin sıkça karşılaştığı durumlardan biri, kim oldukları ve dünyanın ne olduğuyla ilgili yanlış bir tanım ve odak noktası ile yaşıyor olduklarının farkına varmalarıdır.

Gerçek aşk nedir?
Sevgi nereden gelir?
Bir şeyleri sevme isteğini neden taşırız?
Elbette sevgi durup dururken boşluktan, bilinmezlikten ya da hiçlikten çıkmaz. Ruhsal kaynağını sevilenden, sevgilinin niteliğinden alan bir şeydir sevgi. Bu niteliklerin bulunması, sevgiyi doğurur ve besler; başka türlü ifade etmek istersek, kimse hiçbir şeyi nedensiz sevmez. Seven herkes baştan sona, sevgisinin haklı bir nedeni olduğuna kuvvetle inanır.
Simmel?in söylediği gibi;…
Hayatınızı ?Egonuz? mu, yoksa ?Özünüz? mü yönetiyor?
İçinde yaşadığımız gezegenin insan ırkı için belki de en büyük serveti ?Seçme Özgürlüğü? dür. Her gün sayısız seçim yaparız. Seçim yapmak zorunda kaldığımız birçok olayda, bundan önce yaptığımız seçimlerin sonucudur. Doğduğumuz günden, hatta büyük ihtimalle daha öncesinden başlıyor seçimlerimiz. Yaşadığımız iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin ne varsa seçimlerimizin sonucu.
En güzel yanı ne biliyor musunuz?
Bütün seçimleriniz mükemmel!
Şöyle düşünün; Seçim anındaki bilinç düzeyiniz ne ise, o an elinizden gelenin en iyisini seçiyorsunuz. Aklımızı karıştıran ve kendimize olan güvenimizi sarsan tek şey, yeni bir zamanda yani şimdi de, üstelik yeni bir bilinç düzeyiyle, geçmişteki kendimizi ve aldığımız kararları eleştirmemiz.

Matematik, Tanrı?nın, Evreni Yazdığı Dildir!…
Üniversite yıllarımda duyduğum ve beni çok etkileyen bu sözü, 1564-1642 yılları arasında yaşayan Galilei söylemiş. Galilei teleskopla yaptığı gözlemleri de değerlendirerek, Batlamyus?un dünya merkezli evren modeline ölümcül darbeyi indiren bilim adamı. Dünya?nın hareket ettiği ve Güneş?in, içinde bulunduğumuz evrenin merkezi olduğu fikirlerini öne sürünce, Engizisyon mahkemesi tarafından yargılandı. Hayatını kurtarmak için fikirlerinden vazgeçtiğini söylemek zorunda kaldı.
Bu olay din-bilim çatışması konusunda en ciddi örnekler arasında geçer ve ne zaman bu ayrılıktan bahsedilmek istense örnek olarak sunulur.

Bugün sizlerle bloğuma isim ararken bana yol gösteren Joseph Campbell?in ?Kahramanın Sonsuz Yolculuğu? adlı kitabını ve derinlerinde yer alan kahraman arketipi olgusunu paylaşmak istiyorum. Joseph Campbell mitler üzerine yazan en tanınmış yazarlardandır. Aynı zamanda Star Wars filmlerinin mitoloji danışmanlığını yapmıştır. İsterseniz önce ?Mit nedir?? sorusuna kısa bir açıklama getirmen için M. Eliade?nin tanımından faydalanmak istiyorum. M.Eliade? ye göre mit; kutsal bir öyküyü en eski zamanda, ?başlangıçtaki? masallara özgü zamanda olup bitmiş bir olayı anlatır. Başka bir deyişle mit, Doğaüstü Varlıklar?ın başarıları sayesinde, ister eksiksiz olarak bütün gerçeklik yani Kozmos olsun, isterse onun yalnızca bir parçası (bir ada, bir bitki türü, bir insan davranışı, bir kurum) olsun, bir gerçekliğin nasıl yaşama geçtiğini anlatır.

“Doğduğumuzda hepimiz bütünden ayrı olmadığımızı biliyorduk. Yaprağı olduğumuz ağaçla birdik. Damla değil okyanustuk. Hatta ilk zamanlar evrensel dille iletişim kurduk.” Sonra sosyal öğrenme süreçlerinde kalıplara boğulduk, kurallarla yoğrulduk, normal olmayı öğrendik. Önce ailemizden ve yakın çevremizden, sonra eğitim sistemi içinde öğretmenlerimizden. Tek olmayı, yani BEN olmayı marifet olarak saydık. Ama bir tarafımızda bütünden kopmanın kaygısını […]