HumanİST Akademi'ye hoşgeldiniz


Kurtarıcı Melek Rolünden Özgürleşme

Kurtarıcı Melek Rolünden Özgürleşme Yolculuğu nedir? Bu workshopta temel ‘Kurtarıcı Melek’ modundan çıkış ve dişil kimliğin özgürce kabul edilmesi, alma-verme dengesinin sağlanması yolunda çok önemli farkındalıklar geliştireceğiz. Bu workshop özellikle aile ve partner ilişkilerinizde yolunuzu açacak. Unutmayın, kurban rolünü oynayanlar etraflarındaki insanların enerjilerinden beslenir. Bütün iş karşısındaki insanın acıma duygusunu harekete geçirebilmesidir. Bu durum farkında […]


14 Mayıs 2013 Kıbrıs KTV de Gün’e Bakış ta Regresyon Terapisini anlattım

Sevgili dostlar aşağıdaki linkte 14/05/2013 tarihinde KTV – Gün’e Bakış programında sevgili Gülsüm Sönmez ile regresyon çalışmaları hakkında yaptığımız keyifli sohbeti paylaşmak istedim. Tavsiyem sabredip sonuna kadar izlemeniz. Bana bu konuda sorabileceğiniz birçok sorunun cevabını bu programda vermeye gayret ettim. Yinede sormak istediğiniz şeyler varsa bana info dan veya facebook tan mesaj atabilirsiniz…Kartal ÖZAL – […]


Biz Erkekler Hala Küçük Perilere İnanıyoruz

Eril ve dişil yanlarımız birçok konuda ayrı kutuplarda olan, ama aynı zamanda ayrılmaz parçalarımız.

Teorik olarak mantıklı, akıllı, gerçekçi davranan yanımız eril, duygularıyla hareket eden, tutkulu, sezgisel, bazen kaprisli ve alıngan yanımız ise dişil.

Peki, pratikte gerçekten böylemi? Hadi ikili ilişkilerimize bakalım?

Mesela o mantıklı, akılcı, gerçekçi erkek;

– Ondan birkaç güzel kelime duymak isteyen kadın karşısında,

– Trafikte basit bir hata yapan diğer şoför karşısında,


Erkeklerin dünyasında “Güzel” olabilmek!…

Erkek egemen bir dünyada yaşıyoruz. Kadınlar yaratıcılıkta, sezgisellikte, taktik geliştirme ve uygulamada vb. bir sürü özellikte bizden çok üstün olmalarına karşın masumiyetlerini korumakta zorlanıyorlar. Çünkü gerçek anlamda mutlu olabilmek için içlerindeki ?Çirkin?i uyandırmaları gerekiyor. Sevgili Hans Stan Dam?ın söylediği gibi ?Azıcık kötülük kadına seksapel katar?.
Jung bazı mitlerin kolektif bilinçdışımızın en derin köşelerine kaydedildiğini söylüyor. Mesela cinselliği yeni uyanan bakire genç kız arketipi. ?Güzel ve Çirkin? masalındaki ?Güzel? karakteridir o.


Yüzyıllık Yalnızlık

En büyük yalnızlık insanın kalabalık içinde hissettiği yalnızlıktır ve kalabalık ne kadar artarsa o kadar şiddetlenir yalnızlığı insanın. Sanki bedeni bile terk etmeye başlar insanı. Önce sesi gider, kısılır kalır, ardından sıcaklık basar her yanı, teninin rengi değişir, sanki havadaki oksijen bile çekilir gider. Elleri terk eder sonra insanı, sanki ruhu çekilir insanın, o bile gider. En büyük yalnızlık insanın sevdiklerinin yanında hissettiğidir. Ben kalabalık bir ailede büyüdüm ve yıllarca babamın yanında yalnız hissettim kendimi. Terk edilmiş hissettim.

?Beni sevmediğin zamanlarda, Alıştım susmaya
Hiç ağlamadım, ağlamadım, Alıştım susmaya,
Çok zor bazen nefes alabilmek?

diyor Emre Aydın bir şarkısında ve bir başkasında,

?Gülüşlerim vardı benim ? Ben kimim, ben neredeyim ?
Tam karşıya geçerken bıraktığın o el benim?

diyor. İşte tamda bu duyguydu hissettiğim, tamda caddenin ortasında sanki bırakmıştı elimi, yapayalnız kalmıştım. Hiç kimse veya hiç bir şey dolduramamıştı içimdeki boşluğu. Kalbimde bir enfarkt alan oluşmuştu, hissetmiyordu artık. Sanki tek taraflı fesih etmişti aramızdaki anlaşmayı babam.


Ruhum Bana Fısıldadı ve dedi ki;

?Ruhum bana fısıldadı? diyor Halil Cibran bir şiirinde. ?Ruhum bana fısıldadı ve güçlü ve zayıf olarak ikiye ayırdığım insanların aslında benim gibi olduğunu söyledi. Acıdığım veya imrendiğim insanların, takip ettiğim veya meydan okuduğum insanlardan aslında hiçbir farkım olmadığını söyledi.?

Her yaptığım çalışmada, neredeyse her yaptığım seansta bende aynı şeyi fark ediyor ve irkiliyorum. Terapist neyse danışanı O?dur derler, ne kadar doğruymuş. Ben hangi konuda kendimi geliştirip, o konuda daha iyi sonuçlar almaya başlasam, tamda o konuda daha fazla iyileşme ihtiyacı duyanlar gelmeye başlıyor. Bu elbette tesadüf değil, gerçekte çekim yasası.

?Biliyorum benim özüm, onların özü. Benim vicdanım, onların vicdanı. Benim içimde parlayan ışık, onlar sayesinde yanıyor. Benim yolculuğum, onların yolculuğu aynı zamanda. Onlar yükseldiğinde, bende yükseliyorum. Onlar ışıldadığında bende şarj oluyorum.?

Ruhum bana fısıldadı ve dedi ki ?Işığı taşıyan olsan bile, sen ışığın kendisi değilsin.? Danışanlarım benliklerini bana açtıkça, hiçbir sırrın kalmadığını fark ediyorum kendi yüreğimde de. Onların ruhsal yolculuğunda mesafe aldıkça kendime yaklaşıyorum ve kendime yaklaştıkça onların ruhlarını daha iyi anlıyorum.


Ölümden öte köy var mı? – 1

Sevgili dostlar uzun bir dönem sonra nihayet tekrar yazmaya vakit ayırabildim. Arayı bu kadar açtığım için sabırsızlananlar ve sitem edenler var. Ne olur kusura bakmayın. Biliyorsunuz bu kış benim için oldukça yoğun geçti. Dolayısıyla biraz dinlenmek ve bu sırada kendimi de dinlemek istedim. Bugün sizinle oldukça merakla okuyacağınız bir konuyu paylaşacağım.
?Ölümün ötesinde neler oluyor??
Uzun bir süredir çeşitli terapi çalışmaları yapıyorum. Bu çalışmalarım son zamanlarda çoğunlukla geçmiş yaşam regresyon terapisi alanında yoğunlaşmaya başlamıştı. Bir geçmiş yaşam regresyon çalışması seansında üç önemli aşama var. Bunlar; keşif, çözümleme ve tamamlama aşamaları. Bana gelen birçok danışan aslında keşif bölümünü merak ederek geliyor.
?Acaba geçmiş yaşamlarımda kimdim??,
?Nasıl bir hayatım vardı??,
?Bir ruh eşim var mıydı ve onu tekrar görebilecek miyim??

ve elbette?
?Nasıl öldüm? Ölürken yalnız mıydım? ? vs.
Birçok geçmiş yaşamımı keşfetmek için çokça çalışma almış biri olarak, ben de aynı soruları bolca sormuştum. Keşif bölümü elbette ilginç olmasının ötesinde tüm çalışmayı yönlendiren yapısıyla oldukça önemli bir aşama. Ancak ben bugün sizinle bu keşfin sonunda danışanların o geçmiş yaşamlarında öldükten sonra, ruhları bedenlerinden ayrıldığı andan itibaren verdiği bilgileri ve deneyimleri paylaşmak istiyorum.
Düzenli terapi çalışmaları yapan bir çok terapist bile ölümden sonraki bu bölümü çok uzatmak istemiyor, hatta belki de bir çok danışan gibi bu bölümden biraz korkuyor.


Sizde mi melektiniz?

Bingo!… Siz aslında bir Melek’siniz. Endişelenmeyin, zaten sizin başka yaşamlarınız olmadı. Siz aslında dünyayı ve insanları yargılıyordunuz. Tanrı’da “Bir gidin görün bakalım, o kadar kolay mı!” diyerek sizi buraya gönderdi. Nasıl olsa öldükten sonra da O’nun yanına dönüp “Haklıymışsın Tanrım! İnsan olmak gerçekten çok zormuş!” diyecek ve asli görevinize geri döneceksiniz. Ben yıllardır yanlış öğrenmişim. Meğer ne kadar kolaymış. Size bir melek uyumlaması, amigdalanıza damardan bir melek kodlaması “içimdeki meleği kabul ediyorum” yazıyorum. 21 gün sabah, akşam tekrar ederseniz hiçbir sorununuz kalmayacak. Artık Tanrı tarafından cezalandırılmak amacıyla dünyaya düşmüş bir melek olduğunuzu bilerek, keyifle yaşamaya devam edebilirsiniz.


Uçan Kuşun Hikayesi

Sevgili dostlar, Birçok spiritüel öğretinin en çok üstünde durduğu konu, insanın kendini sahip olduklarıyla sınırlamasıdır. İnsanlar ne yazık ki kendilerini ve başkalarını çoğunlukla sahip olduklarıyla değerlendiriyor ve bu yaşamlarındaki değerlerini daha iyi arabayla, daha büyük bir evle, daha fazla dostla yükseltebileceklerine inanıyor. Hatta birçok insan bu dünyanın fiziksel şartlarının içinde adeta hapsedilmiş olduğuna inanmakta. Oysa […]


Zamanı geldiğinde kayığı terk edebilmek

Kayık tüm zamanlarda en çok kullanılan sembollerden birisi olmuştur. Mesela eski Mısır papirüslerindeki kayıktaki kuş tasviri ölümü, fiziksel dünyadaki bedeni terk edişi simgeler.

Gidişiyle bir hareketi gösteren kayık, her şeyden önce, yolculuğun, belli bir hedefe doğru yol almanın, taşınmanın sembolüdür. Kayık daha çok bireysel yolculuğu simgeler.

Ne zaman sorunlu bir işin, sorunlu bir evliliğin sonlandığını, mevcut sorunlardan uzaklaşmak için kalıcı şehir veya ülke değişikliği yapıldığı haberini alsam hemen Hint mitolojisindeki kayığın terk edilmesi hikayesi gelir aklıma. Hint mitolojisine göre, “Tirthankaralar’ın karşı kıyıya geçirdiği ölülerden bazıları karşı kıyıya geçtikten sonra da kayığı bir türlü terk etmek istemezler, yollarına, kayığı sırtlarına alarak devam etmek isterlermiş.